Likörle Neden Vedalaştık

Bayram gelince, yazımı bu güzel toprakların tarım ürünü likörlere ayırmak istedim. Evet yanlış okumadınız tarım ürünü dedim, bu denli zengin meyve çeşitlerine sahip ülkemin sadece ürettiği likör çeşitlerin yok olmasını değil aynı zamanda tüketicinin bu geleneksel lezzetten neden uzaklaştığını masaya yatıracağım.

Çocukluğumdan başlayacağım hikayeye "yok artık sana o dönemde içiriyorlar mıydı?" demeyin hemen, evdeki tekel likörlerinin renklerine hastaydım. Limon, çilek, frambuaz, nane bunlar hep var olanlardı. Hatta minyatür şişelerini dekor olarak da saklayıp, bugüne kadar taşımıştım.

Fikirlerine çok önem verdiğim Tekel'in, bir önceki adı olan İnhisarlar İdaresi'nden bugüne; rakı, konyak ve likör konusunda çalışmış sevgili Mehmet Başkaya üstadımı likör için çok rahatsız etmişimdir. İçinde o kadar güzel ve başarılı anılar vardır ki, Tekel'in Bilecik fabrikasında nasıl güzel likörler yaptıklarını dinlemekten sıkılmazdım. Tam da şehrin göbeğinde çalışırlarken (Tekel Fabrikası'ndan sonra sırasıyla  Ali Sami Yen Stadı ve yıkıldıktan sonra Fairmont Quasar olan konum) yürüdükleri Mecidiyeköy Yokuşunda, hasat öncesi likör olmaya hazırlanıp olgunlaşan gül bahçelerinden bahsederken o mavi gözlerinin nasıl parıldadığını hatırlarım.

Likör bu toplumun geniş bir kısmını kapsar, Ermeni ve Rum ailelerin evlerine girmiş, hazır alınamayan dönemde evde kendine has reçetelerle yapılmıştır. Bu reçeteleri merak ediyorsanız, Reyhan Yaman'ın Likör Hikayeleri kitabını edinip evde keyifli bir likör yapabilirsiniz.

Hiç "bu kadar önemli olmasına rağmen likörümüz ülke dışında tanınıyor muydu" diye merak ettiniz mi? Bugün bu sorunun cevabı belki hayır, lakin dönemin tekel kayıtlarını incelediğimde üretilen bazı likörlerin üzerindeki etiketlerin Fransızca olduğunu görürsünüz. Dönemin Fransız özentiliği değil, üretilen gül likörlerinin Fransaya ihraç edildiğini gösterir. 20.05.1950 tarihli Milliyet Gazetesinde, Türkiye tarafından Amerikaya ihraç edilen likörler için uzmanların tam geçer not verdiği, hatta dünyadaki örneklerle yarışabilecek kalitede olduklarından bahsedilmesi, ne kadar büyük bir balığı kaçırdığımızı bugün göstermektedir.

Peki misafir ağırlamasında zarif bir ikram olan, sadece sohbetlere değil güzel anılara kahve'nin yanına senelerce canlı renkleri le eşlik etmiş bu tatlı lezzete ne olmuştur da yok olmaya yüz tutmuştur?

Öncelikle Tekel'in özelleştirilmesine  gidelim. "Her yok oluşun arkasından devlet çıkar mı" demeyin, varoluş da yok oluş da (toplum direnmediği sürece) devletin elinde olmuştur. Özelleştirme ile adeta bir rant kapısı haline gelen şirketin, her bir özel şirket gibi verimlilik ve karlılık odağında hareket edeceği şüphesizdir. Çünkü amaç; tarihi bir birikimi dünyaya yayıp, daha kaliteli süreçler kurmaktan öte, kısa sürede daha karlı hale getirip, rantla satmaktır. Bu yüzden karlılık etkisi, düşük bir çok çeşit likörün üretimi durdurulmuş, üretim belirli ürünlere odaklanılmıştır.

Arz ve üretimle büyük darbeyi yiyen likörün çeşitleri azalmaya devam etmiştir. Bir sonraki müdahale düzenleyici otoriteden gelir. 2000'li yıllarda alkollü içecek tüketimine dair iletişim yasakları bir bir patlarken, butik kahvecilerde Türk kahvesi yanında verilen nane/vişne likörleri artık yasak ve cezalar ile ortadan kalkmıştır. ("Mojitolu Dondurmayı" hatırlayanlar benzer hikayenin dondurmacılarda yaşandığını bilir.)

Likör arzı azalmış, kahve menülerinde likör kalkmış, arka planda Türk kahvesi yalnız kalamayacağı için hayatına hiç de yakışmayan bir unsur bağlanıyordur..."Lokum". Liköre son darbe lokumdan gelir. Çikolata bizim topluma ait bir şey değildir, Türk Kahvesinin yanında artık o tatlı ve aromatik meyveli likör de kalmayınca, yerine içinde ne olduğu belirsiz lokum konumlandı. Yıllarca Türk kahvesinin yanında o acı kavruk tadı bir nebze tatlı bir seda ile bağlamak için lokum ikram edilmesi alışkanlığı artık kaçınılmazdır.

Aranızda lokum severler veya Türk kahvesinin yanına yakıştığını düşünenler olacaktır, lakin burada konu neyi sevdiğimizden öte, likörü kaybederken yerine koyduğumuz ürünlerin çok daha az değer ve çeşitlilik taşıyor olmasıydı.

Burada siyasi tarih ile şekillenmiş gayrimüslümlerin hakları, mübadele gibi konular siyasete girmeme hassasiyeti ile bu yazımda ele alınmamış olsa da zenginliğin kaynağı olan o halkların sadece niceliklerinin azalması değil nitelikli yaşamlarının engellenmesiyle de çok etkilenmiştir likör.(bu kısım başlı başına bir yazı başlığı olabilir)

Tarih uzun söz kısa olmalıdır, meyvenin anavatanında bu topraklarda likör sermayenin para hırsına, geleneklerini ve toplumsal barışı koruyamayan kendi devletine yenilmiş olabilir ama tam olarak veda etmiş sayılmaz. Tekel'den sonra devem eden Mey'in 4 farklı likörünü raflarda bulmanız mümkünken, eğer cesur biriyseniz meyve, şeker, baharat ve alkol ile evde mucizeler yapabilirsiniz.

Ben vedalaşmaları seven biri olmadım hiç, o yüzden her sene evde kendime özgü reçetelerle kızılcık, limon ve vişne likörü yapıyor, bana gelen misafirlerime ikram edip bu vedalaşmayı inatla reddediyorum. Siz de benim gibi inatçı bir boğaysanız likör ile vedalaşmayıp, bu güzel tarihi derinliğinde kaybolmayı tercih ediniz.

Likör tadında renkli ve tatlı bir bayram tatili dilerim.

YORUMLAR

  • Bu yazı için henüz yorum yapılmadı.

YORUM YAZ

Yorum yazabilmek ve puanlama yapabilmek için üye girişi yapmanız gerekmektedir.